Haberler

Ramis Dara

Metin Cengiz   Ramis Dara dedik, Ramis Dara ile devam edelim. Ramis Dara, “Gerçek şiirden yana olanları ve şairleri bu düzeysizliğe karşı çıkmaya ve bir silkinişi başlatmaya çağırıyoruz.” sözleriyle Akatalpa'nın 2011 Mart sayısında dikkatleri çekiyordu. Bu çağrıyı ciddiye alıyoruz. Ama etik açıdan bunun gereğinin yerine getirilmesini istemek de hakkımız, değil mi? Yani bu çağrıyı yapan derginin yayımladığı her yazıdan ve her şiirden sorumlu olduğunu düşünmemek için bir engelimiz olmamalı. Öyle mi? Peki, poetika ile zerre kadar ilişkisi olmayan, ona buna hakaretler içeren ve küfür dolu, yazılar yayımlamakla mı bu çağrının gereğini yerine getiriyor Ramis Dara? Ramis Dara’yı bu noktada anlamak...

Continue Reading →

Hüseyin Peker

Hüseyin Peker, Akatalpa’nın Eylül 2010 - Sayı 129’da,“Yaz Değinileri, 2” başlıklı yazısında sözüm ona Metin Cengiz’i eleştiriyor. Sözüm ona diyorum. Sebebini aşağıda parantez içinde Selami Karabulut’un Yarım Kalan adlı kitabı için Metin Cengiz’in yazdığı önsözden yaptığı alıntıyla, hemen altındaki yorumunu okuduğunuzda anlayacaksınız. Yazının hepsini veriyorum. [“Günümüzde geçer anlayış olarak imge avcılığının; bir gerçeklik oluşturmayan, bütünlükten yoksun, gerçeklikle bir akrabalık ilişkisi kuramayan ve birbirleriyle ilgisiz dizelerden oluşma; sözümona bir derinlik yaratma gayretinin örgütlediği sığ bir şiir öne çıkıyor. Çağrışımsız, tatsız tuzsuz, anlamsız, sözcüklerin birbirini reddettiği bir imge hayaleti ordusu sizi daha ilk birkaç dizede alıkoyuyor, devam edemiyorsunuz okumaya.” Metin Cengiz (Yarım...

Continue Reading →

“Ağırlama” Gösterisi ve Bir Fotoğraf Okuması

Gösteri dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2011 tarihli 305. sayısında, Şairin Niyeti ve Okurun Niyeti adlı bölümde Bâki Ayhan T., Ş. Bilsel’i “ağırlamış”. ”Şair”in de “okur”un da niyeti çok iyi anlaşılıyor bu yazılanlardan (Bu ikilinin şiir ortamının şıracısıyla bozacısı, yeteneksiz siyam ikizleri oldukları iyice su yüzüne çıktı). Yazılara Ş. Bilsel’in biri tam sayfa, diğeri yarım sayfa büyüklüğünde iki fotoğrafı eşlik ediyor dergide. Bu fotoğraflar, aslında ortada şiirin olmadığının da bir göstergesi. Ş. Bilsel’in öne çıkarılacak nitelikte bir şiirinin olmadığının farkındalar anlaşılan, fotoğrafın abartılı ölçülerde (afiş boyutunda) bastırılmasıyla “şair”in öne çıkarılmak istendiği çok açık çünkü. Has ve hakiki şairlere özgü o mahcubiyet duygusunu ara...

Continue Reading →

Editörlüğü Hakkıyla Yapmak

Editörlüğü hakkıyla yapanlar kaldı mı bilmem. Ama biz olduğuna inanmak istiyoruz. İstiyoruz da… Eliz Edebiyat’ın Temmuz 2011 tarihli sayısında Nuri Demirci’nin yazısı okuyanı dumura uğratacak türden. Konuya Kenan Yücel Şiirden’in 6. sayısında değinmişti. Kısaca açalım. Zehra Betül bu derginin Haziran sayısında bir yazı yazdı. Bilenler bilir. Okkalı sorularla doluydu. Sorun bu değil. Sorun bu yazıyı yayımladıkları için Nuri Demirci ile Hilmi Haşal’a gösterilen sağlıksız tepkiler. Anlaşılan o ki, kendilerine yönelttiği sorularla yanlışlarını, çelişkilerini ortaya seren bu yazıdan rahatsızlık duyan yıllıkçılar, yıllıklarından aldıklarını düşündükleri güçle (çünkü henüz şair adayı hepsi) bir iyi azarlamışlar ki editörlerimizi, onlar da “Varlık’taki yazımızda biz sizi...

Continue Reading →

İki Dergi

Metin Cengiz   Abdülkadir Budak renkli biri. Bunu Sincan İstasyonu dergisinde de görmek olası. Canlı, hatta şaşırtıcı bir dergi. Az sayfalı oluşunun da etkisiyle insan bir oturuşta okuyabiliyor bu dergiyi. Ama örneğin Akatalpa’da bu olanaksız. Yazılar yokuş yukarı çıkan, yaşlı, dizleri titreyen birinin oflaması puflaması örneği zor gidiyor. Seçme, nitelikli olanı yayımlama -dergiyi doldurma kaygısından olacak- dibe vurmuş durumda. Derginin editörünün dediği gibi işler “Akatalpa’yı var eden temel iradenin motivasyonu bayır aşağı yürüyor. (…) Dergide şiir yok.” durumunda. Oysa Sincan İstasyonu rahat bir istasyon. İçtiğiniz çayın, ayran çorbasının, belki yediğiniz tostun, buğusu üstünde simidin tadını unutamazsınız. Belki de bazı şeyler...

Continue Reading →

Yazınsal Dille Yazma Çabası

Metin Cengiz   Eskiden edebiyatımızda, genellikle de romancılarda ve öykücülerde görülen bir hastalık vardı. Parlak, cilalı cümleler kurmak. Bu tür cümleler yazınsal dil sanılırdı. Eleştirilerinin keskinliğiyle tanınan Fethi Naci, bu tür sözde ustalıkları hemen bulur, açık ederdi. Gücünü Yitiren Edebiyat ders veren eleştirilerle dolu. Keşke edebiyatçılarımız usanmasalar da yeniden okusalar! Bir iki örnek verelim Fethi Naci’den: “…sessizliğin buzsu camını keskin bir elmas gibi ikiye bölmüştü.” (Kamuran Şipal); “Sonbahar bir ayrılık şiiri gibi sarmalamıştı beni…” (Erendiz Atasü); “Perdeler kim bilir kaç yazdır amansız bir güneşi emmekten bitip tükenerek kavruk bir toz kokusuyla kalakalmıştır.” (İnci Aral). Fethi Naci nereden alıntıladığı konusunda bir...

Continue Reading →

Hükümet Şairlerini Seçti

Geçenlerde internet üzerinden bir haber okudum. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Araştırma ve Geliştirme bölümü (Ar-Ge), hükümetin İstanbul için şair ve yazarlarını belirlemiş. Haber şu başlıkla verilmişti: “Nobel'li Pamuk kuraya giremedi” Spot ise şöyle: İstanbul Milli Eğitim öğrencilerle buluşmaları için her ilçeye 2 yazar yolluyor. Yazarlar kurayla belli olacak, aralarında Orhan Pamuk yok. Gazete olayın içeriğinin ne anlama geldiğiyle ilgilenmemiş. Ancak sadece sezdirmiş. Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk yok. Ama altta listede adları olan yazarlar var. Haberin tarihi: 28 Kasım 2011 Pazartesi, 09:57:29. Şu linkten ulaşabilirsiniz kolaylıkla:http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/692007-nobelli-pamuk-kuraya-.... Haberi Ar-Ge’den Yusuf Çopur adlı bir öğretmen vermiş. Biz yorumumuzu dergimizin bir sonraki...

Continue Reading →

Ucubeler ve Ülkemizin Durumu

arap ülkeleri demokrasi istemleriyle kaynıyor. kitleler tek bir ses halinde daha fazla demokrasi, daha fazla eşitlik diye sokaklara akıyor. otokrasiye, diktatörlüğe, krallığa, faşizme, yani çağdışı her türlü yönetime karşı direniyor; kaba güce karşı maddi bir güç haline gelmenin olanaklarını kullanıyor. bizim ülkemizdeyse memnun olmasak da, karşı çıktığımız bir çok yanı olsa da iyi kötü işleyen bir demokrasi, bir basın özgürlüğü/düşünce/örgütlenme özgürlüğü, yargı-yürütme-yasama ayrılığı esasında bir güçler ayrılığı ilkesi işlerliği var. ama yarın öbürgün bu olanaklardan tamamen yoksun da kalabiliriz. ordunun müdahaleci yapısına (ki cumhuriyeti kollama ve koruma maddesinden alıyor bu meşruiyeti, ve ama halen daha geçerli bu kanun), demokrasinin katılımcı...

Continue Reading →

Le Monde’de Türkiye analizi

Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu ülke korkulduğu gibi, ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye gidiyor. Cumhuriyet boyunca süren “kültürel bölünme”. Bu artık iyice keskinleşti. Şimdi bir yanda, ayakkabılarını sokak kapısı önünde çıkaran, kadınları başı örtülü, erkekleri sokağa pijamayla da çıkabilen, erkek çocukları kahveye giden, kız çocukları tam bir baskı altında yasayan, türkü ile arabesk arası bir müzikten hoşlanan, futbol izleyen, belki de hiç kitap okumamış, hiç dans etmemiş, hiç kari koca birlikte yemeğe gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli, kalabalık, bir kitle var....

Continue Reading →

Sayın Başbakanımızdan İsteğimiz

"Bizler faniyiz, kalıcı değiliz. Her birimiz ölecek ve geride bıraktıklarımızdan dolayı sorgulanacağız. Müslümanlar olarak hepimizin gideceği yer, 2 metreküp çukurdur. Seninle beraber gelen sadece kefen olacak. O kefenin kadri kıymetini bilelim. Onun için diyorum halkın haykırışına son verecek insani taleplerine kulak verin, kulak verelim. Halktan gelen değişim anlayışını hiç tereddüt etmeden karşılayın. Açıkça söylüyorum, istismarcıların, kirli odakların, Mısır üzerine karanlık senaryoları olan kesimlerin inisiyatif almasına fırsat vermeden, Mısır’ın huzuru, güvenliği, istikrarı adına önce siz adım atın. Halkı tatmin edecek adımlar atın. Özgürlükler ertelenemez, gözardı edilemez." Yukarıdaki sözler Sayın başbakanımıza ait. Başbakanımız bu güzel ve anlamlı sözleri, Tunus'ta başlayan ve bu...

Continue Reading →